|
Hep daha fazlasını, hep daha konforlusunu, hep daha teknolojik olanını istiyoruz yüzyıllardan bu yana. Önceleri yaşantımızı sürdürebilmek, doğanın acımasızlığına direnebilmek adına başlattığımız bu savaş, günden güne bizim hırsımız ve kontrolsüzlüğümüzle birleşerek, yaşamı yok etmeye yönelmeye başladı.
Daha çok teknoloji, daha çok üretim, daha çok fabrika, daha çok makine diye dünyayı yaşanabilir olmaktan çıkarıyoruz git gide. Doğa, bizim bu bitmek tükenmek bilmez hırsımıza, adını yine bizim koyduğumuz bir kavramla tepki veriyor geldiğimiz noktada: "Küresel ısınma". Önceleri küre kendiliğinden ısınıyormuş, bu doğanın bir gereğiymiş gibi yapmaya çalışmış olsak da; artık kabul etmiş durumdayız küreyi ısıtan gerçeğin bizim kuralsız, düşüncesiz büyüme politikalarımız olduğunu. Son "20-30" yılda yaklaşık "1" derece ısındığımızı ortaya koymakta yine bizim yaptığımız araştırmalar. Eğer daha çok kazanmak arzusu ile bozduğumuz dengeyi düzeltmek, kazandıklarımızı harcayabilecek bir dünyamızın olmasını sağlamak istiyorsak, şimdi birşeyler yapmak zorundayız... Daha büyük değil, daha özenli olan şirketler kazanır...
Teknoloji ve iletişim gelişmeleri sonunda küçülen, neredeyse evimizin salonuna kadar sığdırmaya çalıştığımız dünya; insanları birbirleri ile daha ağır ve sıkı bir rekabete zorlamakta. Düne dek mahallenin, şehrin, ülkenin en büyüğü olmaya konsantre olan, rakiplerini mahallesinden, şehrinden, ülkesinden seçen şirketler; dünyanın en büyüğü olmaya, dünya ölçeğinde kazanmaya oynuyor artık. Bu ağır ve acımasız rekabet koşulları; kazanmak uğrunda vazgeçtiğimiz değerleri artırmakta, doğaya, çevreye, dahası kendi türümüze (insana) duyduğumuz saygıyı yok etmekte. Bu çok kazanma, hep kazanma tutkusu, bir süre yarattığımız felaketi görmemizi engelledi. Dünya günden güne sona yaklaşırken, biz herhangi bir anlamı kalmayacak bir yarışın, savaşın içine attık kendimizi delice. Bu gidişin sonuçları, karşımıza küresel ısınma olarak çıktı. Küresel ısınmaya sera gazlarının yol açtığı, bu gazların % 20'sinin ABD, % 18'inin Çin tarafından salındığı araştırmalarda gözükmekte. Bu yolun sonunun parlak olmadığını farkeden şirketler, gerek kendi varlıklarını güçlendirmek, gerekse insanlığın geleceği için; doğaya saygılı teknolojiler geliştirmeye, vahşi kapitalizm alışkanlıklarını terk etmeye yöneldiler. Artık doğayı yok sayan, dünyayı hızla kirleten, ona nefes alacak alan bırakmayan üretim ve teknoloji kullanımından uzaklaşma zamanı. Bunu öncelikle görebilen şirketler, üretim ve araştırma bölümlerinde bu konuda çalışmalar yürütmeye, bu çalışmaları faaliyetlerinin önemli bir parçası olarak algılamaya başladılar. Gözüken o ki; şirketlerin rekabetleri, daha iyisini, güzelini yapmanın ötesinde, insanlığın geleceğine duydukları saygıya, bu konuda gösterilen özene doğru kayacak gelecek günlerde. Son günlerde gündemi çokça işgal eden bir habar var. ABD nüfus bürosu, dünya nüfusunun 10.05.2008 tarihinde 06:00'da 6.666.666.666 olacağını açıkladı. Bu da; "666" sayısına atfedilen önem kaynaklı kıyamet senaryolarını patlatmış durumda. Azımsanamayacak sayıda insan, "666" sayısının kıyamete yol açacağından, 3 adet 6'nın bir araya gelmesinin felakete yol açacağından korkmakta. Oysa; biz doğayla birlikte yaşamanın, kürenin çığlıklarına kulak vermenin bir yolunu bulamaz isek, en kısa sürede bir felaketimiz olması için "3" adet "6" sayısını bir araya getirmemize ihtiyaç kalmayacak...
|